Yabancı bir dili öğrenmenin tek ve basit bir kuralı vardır: Kafayı hedef dille bozmak. En az bir sene dinlediğiniz, yazdığınız, okuduğunuz her şeyin o dilde olması lazım. Kısa sürede halletmek istiyorsanız tabi.
İyi çalışırsanız bir dili kısa sürede öğrenebilirsiniz fakat asıl mesele onu muhafaza etmektir. O kadar nankör ki dil, iki ay bakmayın, onca emeğiniz boşa gitmiş gibi olur. O yüzden uzun vadede de sürekli hedef dille meşgul olmak gerekiyor. Kendimden örnek vereyim:
Arapça ve İngilizce’den sonra lisans son sınıfta bir sene Farsça kursu aldım. Sene sonunda iyi derecede Farsça konuşuyordum. Hatta İran’a gittim ve iki hafta bütün İran’ı dolaştım, pratik yaptım. En son taksiciyle pazarlık yapıyordum. Ama akademiye girince bir daha Farsça’yla ilgilenme fırsatım olmadı. Şu an hiçbir şey kalmadı desem yeridir. Farsça bende tatlı bir anıdan ibaret.
Dili uzun vadede muhafaza etmenin yollarından biri o dilin ana dil olduğu bir ülkede yaşamak. Bir diğeri ise akademik olarak o dili kaynak kullanabileceğiniz bir konu çalışmak. Üçüncüsü tercüme yapmak. Bunlar artırılabilir.
Her şeyden önce en az bir sene sağlam bir hocadan gramer öğrenmek gerekiyor. Grameri az çok hallettikten sonra kolaydan zora doğru bolca metin okuyup, o dilde dizi film izleyerek müzik dinleyerek vb. araçlarla beyni işitme yoluyla da o dile maruz bırakmak gerekiyor.
Dil öğreniminin son derece bireysel bir yolculuk olduğunu unutmamak gerek. Hoca size gramer öğretir, gerisi sizindir. Derslerde öğrendiğinizin üstüne bir şey koymazsanız yerinizde sayarsınız ve öğrendiklerinizi kısa sürede unutursunuz.
Biraz kafayı kırmak ve deyim yerindeyse kabuğunuzdan çıkmanız gerekiyor. Lisans yıllarında Süleymaniye Camii’ne gider turistlerle konuşarak pratik yapmaya çalışırdım. Onlara İngilizce camiyi anlatır, İslam’dan bahsederdik. Başlarda o kadar kötü konuşuyordum ki kızara bozara iki kelimeyi bir araya getirmeye çalışıyordum. Bıyık altından güldüklerini görmemek mümkün değildi. Fakat birkaç ay geçmeden saatlerce İngilizce sohbet eder oldum.
Sonra aynı şeyi akademik metinlere girişince yaşadım. Tezle alakalı İngilizce kaynakları topladım ve başladım okumaya. Okuyordum ama hiçbir şey anlamıyordum.
İki üç ay sözlük yardımıyla hep metin okudum. Yarım saat okuyordum, sanki bütün gün çalışmış gibi oluyordum. Tecrübe edenler bilir. Yine çok geçmeden roman okur gibi akademik metin okumaya başladım. Özetle az da olsa sürekli çalışmak. Efendimiz’in (sav) buyurduğu gibi “Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.” Vesselam.
