Dil öğrenimi sürecinde en çok göz ardı ettiğimiz husus, bu sürecin uzun vadeli oluşudur. Çoğumuz dil öğrenimini gramer eğitiminden ibaret zannediyoruz.
Halbuki bu çok yanlış bir düşünce. Emin olun gramer öğrenmek işin en kolay ve kısa kısmı. Bir hoca bulup derse devam etmeniz yeterli. Bir dilin grameri ortalama bir çalışmayla bir senede çok iyi öğrenilebilir. Öte yandan esas olan gramerden sonrasıdır.
Zira dil yeteneğinizin en önemli göstergesi gramerden ziyade okuma-anlama becerinizdir. Konuşma becerisinden bahsetmiyorum bile. O çok daha farklı ve profesyonel bir boyut.
Yine yaptığımız en büyük yanlışlardan biri, gramer eğitimi sürecinde gramerden başka bir yapmamak. Bu hem dilden soğumamıza yol açar hem de gelişimimizi kısıtlar. Gramerle birlikte küçük küçük metinlerden başlayarak okuma-anlama becerimizi de geliştirmek gerekir. İşin edebiyat boyutuna girmediğiniz sürece gramerin sonu vardır. Bir yerden sonra bırakabilirsiniz.
Hafızlık yaparken hocalarımız hep “hafız olmak mesele değil, hafız ölmek mesele” derlerdi. Ben dili de aynı şekilde görüyorum. Gramer öğrenmek mesele değil, gramer bilgisini okuma-anlama ve konuşma yeteneği olarak sürdürmek mesele.
Bunu sürdürmek için de öğrendiğiniz yabancı dili hayatınızın önemli bir parçası haline getirmeniz gerekir. Her gün zihninizin o dilden bir şeylerle karşılaşması gerekir. Bu bir müzik olabilir, film-dizi olabilir, konuşma pratiği olabilir (en faydalısıdır) veya metin okuma olabilir.
Bu tür etkinliklerle ancak süreklilik sağlanır. Üniversitelerde verilen hazırlık dönemlerinin çoğunun başarısızlıkla sonuçlanmasının en büyük nedeni de bu bence. Öğrenci bir sene dil öğreniyor. Gelgelelim bir an önce hazırlık sınıfını geçme odaklı çalışıyor. Lisans dönemi boyunca ise bir daha dönüp o dile bakmıyor. Neden baksın ki? Dil onun için geçilmesi gereken bir dersten ibaretti çünkü.
Lisans bitip YDS veya YÖKDİL’e girmeye niyetlenince de hayal kırıklığına uğruyor. Bunun nedeni, o koskoca 4 sene boyunca zihnini öğrendiği dil ile meşgul etmemesi.
İştigal ünsiyet doğurur. Bir dil ile ne kadar vakit geçirirseniz onu o kadar özümsersiniz. Bu ünsiyeti kazandığımız an -buna meleke de diyebiliriz- ne sınav ne gramer ne de pratik problemimiz kalır.
Dili üzerimizde bir ağırlık olarak değil eğlenceli bir hobi olarak görmeye başlamadığımı sürece dil, akademik hayatımızda sürekli başımızı ağrıtan ve aşamadığımız bir problem olarak kalmaya mahkumdur. Vesselam.
