2018-2021 yılları arasında İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tefsir Anabilim Dalı’nda hazırladığım “Oryantalist Literatürde Kur’an’ın Yahudi Kökenli Olduğu İddiası: Abraham Geiger Örneği” başlıklı tezim, her sene düzenlenen Muhammed İhsan Oğuz İlahiyat Araştırma Ödülleri kapsamında 2021 yılında birincilik ödülüne layık görülmüştü. Hazır blog açılmışken, tez yazım sürecime dair tecrübelerimi kısaca paylaşmak istedim.
Yüksel lisans ders döneminin sonlarına doğru kafamda birkaç konu oluştu. Bir tanesini başkasının çalıştığını öğrenince ondan vazgeçtim. Kuranın kökeni meselesinde karar kılıp sabık danışmanım Taha Boyalık hocaya gidince oryantalizm uzmanlık alanı olmadığı için beni yine 29 Mayıs hocalarından dinler tarihi profesörü Yahudilik uzmanı Salime Leyla Gürkan hocaya yönlendirdi. Abraham Geiger hakkındaki tek Türkçe materyal olan DİA maddesini hoca yazmıştı. Sağolsun, onca yoğunluğu arasında tez boyunca benimle ilgilendi. Borcunu asla ödeyemem. Başladım çalışmaya.
Adam Alman. Allahtan beni ilgilendiren kitapları İngilizceye çevrilmişti. Hem onları okuyup analiz edene hem de köken literatürüne aşina olana kadar bir sene geçti. Ama Geiger hakkındaki en kapsamlı biyografiyi (500 küsür sayfa) oğlu Ludwig Geiger yazmıştı ve kitap Almancaydı.
Geiger’ın diğer eserleri ve 700’ü aşkın mektubu da Almancaydı. Neredeyse bütün İngilizce literatürü tarayıp tezde kullanmama ve aynı zamanda bir sürü özgün bulgular ortaya çıkarmama rağmen yaptığım işten tatmin olamıyordum. Danışmanım “İstediğin zaman savunabilirsin” diyordu.
2021 Ocak ayı gibiydi yanılmıyorsam. Dedim hocam resmi süre olarak daha altı ayım var. Bana müsaade edin ben Almanca öğrenecem dedim. Kapandım 3-4 ay. Mayıs’a kadar gece gündüz Almanca çalıştım. Son iki ayda Geiger’ın biyografisini Almancasından sözlük yardımıyla başıma ağrılar girerek okumaya muvaffak oldum.
Düşünün iki ay boyunca bilgisayarda iki ekran açık. Biri translate diğeri Geiger biyografisi. Kitap sadece biyografi değildi. İlk kısmı biyografi, ikinci kısmı ise bizzat muasırları tarafından onun hakkında yazılmış makalelerden oluşuyordu.
Fuat Sezgin’in 6 ayda Arapça öğrenip Taberi okuması gibi bir şey oldu benim için, hep zihnimde onun tecrübesini canlı tuttum. Yavaş yavaş hızlandım ve savunmaya girmeden önce Almanca kaynakları da teze dahil etmek nasip oldu. Şu an Almanca kaynakları kullanmaya devam ediyorum.
Bir senede bitecek tez bu yüzden iki senede bitti. Pişman mıyım? Tabi ki hayır. Hayatımda yaptığım en isabetli tercihlerden biri olarak kalacak diye düşünüyorum.
O zamanki stres ve telaş olmasa belki de gevşeklik edip hiç öğrenemeyecektim Almancayı. Vardır bir hayır işte. 250 sayfaya yakın tez oldu. Doktoraya bırak bunu diyen çok hoca oldu. Doktoraya başka planlarım vardı. Bu satırları yazdığım şu tarihlerde tezim basılmış durumda.
Hamdolsun bugün hem beni yetiştiren ana-babamı ve hocalarımı hem de gece gündüz çalışmalarıma sabredip desteğini asla esirgemeyen sevgili eşimi gururlandırmak nasip oldu.
Velhasıl, insan için ancak ve ancak çalıştığı kadarı vardır.
